Şimdi gelsen sevdiğim adam. Çok,çok, çok apayrıydım ya.
Hadi ama…
“Artık üzüntüler bitti. “ derdin.
Gözümden akan tuzlu sular var, görmüyor musun?
Silsen ya ellerinle.
Tekrardan, tekrardan.
Unutsak ya geçmişi? Gelsen şimdi?
“Kimse sonsuza kadar yanımızda kalmaz” dedi küçük adam.
- Biliyorum.
Bilmediğim şey “sonsuz”
Nerede?
Nasıl bir yer?
Sen hiç gördün mü?
Görmedin değil mi?
Ben de!
Dilimize dolaşmış hayalet bir kelimeden başkası değil. Öyle değil mi?
Hadi varlığını kanıtla bana.
+ Görmedim.
Seni gördüm, sen o zaman?
Sahi sen sonsuza dek yanımda kalacaktın değil mi?
Neyse, kahve ister misin?
+ Seni seviyorum, inan bana.
- Beni sevdiğine dair kanıt göster.
+ Kanıt inancı öldürür. Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. Ben “seni sevdiğimi bilmeni” değil, “seni sevdiğime inanmanı” istiyorum.
- Neden ?
+ Çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan iştir. Ve ben, kalbini beynine tercih ederim.
Ya da yapılması gerekenler, sadece okula gidip eve gelmek değil. O dublex evinin beyaz merdivenlerinden koşa koşa inip kapıyı açıp, gelen insana sımsıkı sarılmıyorsun değil mi?Belki ailecek yemek bile yiyemiyorsunuz. Babasını arayıp “Ben bu gece geç gelicem tatlım. Mucuk.” diye bir cümle…
Nabzı durmuş bir bedenin dönmesini beklemek gibi
Kalbinin atışmasını istemek gibi biraz seni sevmek.
Hayır.
Sevmeni beklemek.
Seni beklemek..
Başka güneşlerle, başka yaz eğlencelerinde izlemek seni.
Güneş tek.
Gökyüzü mevsimlik.